Kelimeler sınırlarını yaratıyor.
Yıkıyor.
Gözlerindeki perde
bulanık ve tuzlu.
Gidiyorlar—
savaşını taşıyan
bir topluluk gibi.
Kelimeler
sınırlarını aşıyor.
Oldurmaz belki.
Belki çoğaltmaz.
Azalır.
Yalnız ve karanlık
yıldızlı bir gece.
Kelimeler
buluyor yerini.
Başka anlam.
Başka göz.
—
Çağırdı dağ.
Kırk gün sonra
baş üstünden ellere dolandı
çiçekli yazmalar.
Beklenen.
Hayal edilen.
Üzerine gözyaşı düşen.
Yapısı bozulan bir dil.
İşlevini yitiren bir eşya.
Yolu kaybolmuş bir amaç.
Modası geçmiş bir tül.
Dağ
kilitli.
—
Gün ve yüz,
henüz sensiz değilken,
bakardım.
Önce yüzüne.
Sonra
serinleten su damlalarına.
Suyun kendini
zirvelerden döktüğü yerlere
dikip gözümü—
Sanki
ulaşılamaz bir dağ.
Kuytu yerlerim.
Oysa yolu bilirdim.
Düşlerimde
kaç dağın zirvesinden seslendim
düzlüklere yerleşen
sulara.
En sonunda
ellerim uzandı sınırlarına.
Nehirler kururmuş.
Bir aşkın çöplüğü.
Nefesi.
Yeniden—
denilemez.
Hiçbir yaprak
sürüklenemez.
Hiçbir kum tanesi
ilerleyemez
suyun bittiği yerde.
— böyle olmazdı ama —
Çöllerin içinde yürümeseydim.
Gövdemi
dökmeseydim
tane tane.
Böyle olmazdı ama.
Rengimi aştım.
—
Bu bendir.
Senin gelmediğin.
Hiç yeltenmediğin.
Görmediğin yerlere.
Çatım yanıyor.
Hislerim yayılıyor.
Sinmek için.
Ev içinde biriktirdiğimiz
bu hâl—
odaların içine sızan
ilüzyonlar.
Perdeler havalandı.
Dolandı duvarda.
Usulca bıraktı
son gün ışığını.
Artık
ne çöl,
ne nehir,
ne dağ.
Hepsi örtüldü.
Bir dil daha kuruldu.
