FARKLI BAKIŞ AÇILARINDAN YANSITMA KURAMI

“Sanat görünür olanı yeniden üretmez; görünür kılar.”
                                                                    -Paul Klee

Hayatta güçlü olanların bir sesi vardır; sanatta ise bu ses, gücü kullanmanın en etkili yoludur. Peki, resim sanatının sesi nasıl duyulur? İşte bunu başarmak, yani resmin sesinin işitilmesini sağlamak için o frekansta buluşan insanlara ihtiyaç duyarız. Sanat eserleri analizi, temelde resmin sesinin nasıl duyulacağını keşfetmeyi amaçlar.

Sanatın özüne dair farklı dönemlerde pek çok görüş ve kuram geliştirilmiştir. Sanat, nihayetinde dünyayı ve bireyin kendisini anlama becerisine yöneliktir. İnsanlık yerleşik hayata geçtikçe düşünce yapısı soyutlaşmış; bu süreçle birlikte farklı inanç sistemleri ve mitler doğmuştur. Tam da bu noktada, “yansıtma” kavramına dair temel görüşler şekillenmiştir. Yansıtma kuramı, gözle görülen dünyanın olduğu gibi aktarılmasına dayanır; bu bağlamda sanat, bir ayna görevi üstlenir.

Platon, bu düşünceleri savunurken aynı zamanda sanatı işlevsel bir zemine oturtmaz. Platon’a göre sanatçı, hakikati bir ayna gibi yansıtmadığı takdirde “aşağı” bir konumdadır. Platon’un görüşlerine farklı bir perspektif getiren Aristoteles ise sanatın bir yansıma olduğunu kabul eder; ancak ona göre tabiat yansıması sadece nesnelerden ibaret değildir; insan ve insan psikolojisi de bu tabiata dahildir. Sanatın sanat oluşu, yalnızca bir ayna görevi görmesi ya da bir işlev barındırması değildir; sanat, gerçekliğin özgün bir yorumlanışıdır.

Bir eserin klasikleşmesi, yani genele hitap edebilmesi için ortak bir paydada buluşması gerekir. İnsan yaşayışı, adetler ve gelenekler değişse de o yaşayışlardaki temel duygular evrensel bir konu teşkil eder. Bu durum, sanatçının eserinin gelecek çağlarda da karşılık bularak klasikleşmesini sağlar. Yerel öğeler işlenirken dahi evrensel bir bakış açısı korunursa, o eser her kültürden insana ulaşabilir.

Platon daha dayatmacı ve faydacı bir yaklaşımla sanatın işlevini sorgularken; Aristoteles, sanatın yararlı ve iyileştirici bir işlevi olduğunu vurgular. Tarihsel her büyük eşik gibi; sanat, felsefe ve diğer disiplinler de bu kuramsal tartışmalardan etkilenmeye devam etmiştir.

Yansıtma kuramı etrafında farklı görüşlerin gelişmesi kaçınılmaz olmuştur. Sanat tarihinde kritik bir dönemeç olan Sanayi Devrimi’nin İngiltere’de başlamasıyla insanlık; büyük bir buhrana ve köleliğe sürüklenen vahşi kapitalizm süreciyle tanışmıştır. Bu sürece tepki olarak doğan ve eşitliği amaçlayan sosyalizm düşüncesi ile Bolşevik İhtilali, dünyayı iki kutba bölerek Soğuk Savaş dönemini başlatmıştır. Böyle bir atmosferde “toplumcu anlayış” güç kazanmıştır.

Bir yanda vahşi kapitalizm, diğer yanda ise başlangıçta umut vaat eden ancak kendi açmazlarını barındıran sosyalizm… Karl Marx, ekonomik kuramlar sunsa da sanat ve edebiyat üzerine de derinlemesine çalışmalar yürütmüştür.

Toplumcu gerçekçi kurama göre sanat, bir üretim biçimidir ve “toplum içindir.” Sanatın, sosyalizm ve işçi sınıfı nezdinde büyük bir misyonu vardır. Propaganda aracı olarak da kullanılan bu dönem sanatında eserin değerini, toplumsal gerçekliği ne ölçüde yansıttığı belirlemiştir. Tüm bu kuramlar; sanatın her dönemde tarihten, insandan ve doğadan beslendiğini kanıtlamaktadır.

Resim sanatı sadece bakmakla sınırlı değildir; aynı zamanda “görmeyi” gerektiren özgün bir dildir. Bu dili bilenler için sanat daima bir ayna olmuştur. Bazen saf bir duyguyu, bazen toplumsal bir durumu, bazen de tabiatın kendisini yansıtmıştır. Bu dili öğrenenler; tarihi, sosyolojiyi, estetiği ve duygusal derinliği kavrayabilirler.

Her dönemde ve her koşulda, hatta en ağır baskı zamanlarında bile biçimsel olarak evrilse de resim ve sanat daima kendine bir mecra bulmuş, varoluşunu sürdürmüştür. Sanat değişecek, dönüşecek; fakat varlığını daima koruyacaktır.

                                                                                                                    Berivan Çevik

← Tüm yazılar